Zaman kavramı üzerine kala kaldım günlerdir. Nedir bu zaman? Nasıl durdurulur? Nasıl geçer gider? Sık sık soruyorum kendime .Günlerden ne? Hangi aydayım? Seneler nasılda kayıyor gidiyor? Elimizde hiçbir şey yok. Zamanı kontrol edememenin sancısı başlıyor düşündükçe. Sanki bir nehir, akıp gidiyor ve götürüyor ne varsa iyi-kötü, doğru-yanlış.. Boşaltıyor en sonunda sonsuz bir okyanusa.
Ku’an-ı kerimde de üzerinde durulmuş zamanın. Öyle ki zaman üzerine yemin edilmiş. Resulullah a.s. veda hutbesinde ashabına zamanı söylemiş, bulunduğu günü ayı yılı tekrarlayarak farkında olunmasını istemiş zamanın.
Bizler farkında mıyız? Zaman bizden şikayetçi. Öyle pervasızca öyle umursamaz öyle bol harcıyoruz ki. -Ha dün, ha bugün, ha yarın fark etmez bizim için, der olduk. Nasılsa zaman akıp gidiyor.
Zamanı geri çevirmek gibi ikinci bir şans yok. Ne akrep duruyor ne yelkovan. Söylediklerimi, yaşadıklarımı zamandan ayıklayamıyorum. Öfkem tüm hücrelerime yayılsa da zamana karşı gelemiyorum. “Keşke” lerim , “eyvah” larım zamana şikayetlerimdir. Ve karşılığında zamanın cevabı: Benim farkımda olsaydın…
Bugün 3 Temmuz 2008
Perşembe
Keşkesiz , eyvahsız bir yirmidört saat…
Farkında olarak zamanın, aldığın her nefesin farkında olarak, geçen her dakikanın farkında olarak bir yirmidört saat…
Mümkün olur mu?