Sanırım insanın doğrusundan yanlışından daha çok, o doğru ve yanlıştan sonra nasıl ve nerde durduğu önemli. Yanlış yapmadan olmuyor, insanız. Hatalarımız günahlarımız var, olacakta. Doğrularımız başarılarımız var. “Eyvah”larımız, “keşke”lerimiz olduğu kadar “iyiki”lerimiz de var. Ama bunlardan daha önemlisi, sonrasında nasıl bir tutum sergilediğimiz. Hangi zamanda, hangi ruh halinde devam ettiğimiz yolumuza, yüzümüzü hangi yöne döndüğümüz.
Başarılarımızı kendimizden bilip Allah’ı unutuyor muyuz?
Biraz rahatlık görünce Yaratanı nerede bırakıyoruz?
Ya hatalarımızda, günahlarımızda, köşeye sıkıştığımızda?
Bu seferde isyan bayrağını mı açıyoruz?
Neden böyle oldu deyip hesap mı soruyoruz Allah’a?
Yada hatalarımızda takılı kalıp şeytanın açtığı psikolojik savaşta teslim olup depresyona mı giriyoruz? Devamını Oku »
Bu ne açıklayalım elinde makası kesemez ah kesemez ,kesmesini bilmez yavrum gülüm katinam getir keseyim getir keseyim.
Bizler ne kesmesini bildik ne biçmesini?Bakmayın şarkılar bir toplumun tüm hallerini gösterir.Öyle uzun uzun düşünmeye gerek olduğunu sanmıyorum.
Varız biz öylemi şarkılarımıza bakalım o zaman.Sokakta konuştuğumuz dile bakalım.
Oktay Sinanoğlunun sözünü savunalım.Görüştüğümüz X kişinin yanından ayrılırken ”kendine iyi bak diyelim”,”Allah’ a emanet ol” demek yerine.Gelelim sokakta yürüdüğümüzde bir kişiye çarptığımız zaman ‘’Pardon’’diyelim.Çünkü özür dilemenin bize zayıflık olduğunu öğrettiklerini unutalım!-Özür dilemek ayıp değildir o hale düşmememiz zayıflıktır-Unutalım tüm samimiyetimizi çuvaldınızı elimizde mızrak gibi kullanalım.
Didişip dururken bornozunla,bir elinle terini sil. Elini sil. Yapıştı sanki damağına sert ünsüz. Zararı yok sanıyorsun kömürsüz telaşın. Var,olmaz mı? Yoksa da telaş tutuşturur düşerken avuç içini. Diline götürsen ne yazar. Toprak kana karıştı bir kere. Nefes al. Otur,tutturduğun terennümü işit. Heh şimdi geçiyor bahçeden. Yoksa bahçe mi geçiyor içinden. Bence geçme sen,gir içine. Nasıl adım o öyle. Unuttun değil mi adımı? Yazdığı çizdiği yok baksana sağa sola. Kolkola gidiyorlar bahçeye. Yoksa bahçede mi demeli? Nefes ver. Soğuk değil gördün mü soluğu ölünün? Ölümünde değildir. Yakarış sandındı şakıyışını. Temizliyor değil su hadesi. Alkışlıyor belki. İşittin mi şırıl şırıl. Şişşt sana söylüyorum. Bir de şöyle dene : söndür ışıkları. Nasıl? Islak bir fasıla ıslığınla eşlik ediyorsun bir de. İyi de şenlik oluyor o zaman. Nefes al. Soğuk sokulsada göğsüne,sıcak sıçrasada beline,eline yapış ırmağın. Aka kal bakalım. Durulur mu şimdi? Ayaklarını çırptığını saklamaya çalışma. Akışına tut elini. Nasıl geçiyor zaman değil mi? Nefes ver. İsmi koklamaya çalışma. Üff demeye kiri savrulur necasetin. İsmi ovalama. Savrulur dediysek zail olur demeye getirdik. Geldiğimiz yerdeydik. Su kovalamaz. Su susar. Hades yıkanır bahçeye akar. İsim kokmaz dedik ya. Çıktı sahneye gelin. Sahneden çıkmadı ama. Alkış .. alkış .. alkış
“Kim bunda (şu dünyada) a’ma ise o, Ahiret’te de a’madır… ”
kur’an-ı mecid
Kelimelerin israfından sığınırım Tanrı’ya. Sığınırım sığınağın ortasındaki barınağı bir türlü bulamayanlara. Kervan sahiden gitti mi, biz yolda mı kaldık yoksa?
İyi insanlar iyi atlara binip gittilerse kalanlar kimler?
Bütün bu soruların aslında cevapları bizim dimağımızı meşgul edecek kadar önemli değil. Peki, neden soruyoruz bunları… Çünkü şerh düşmek gerek hayata. Ölüme şerh düşmek hayata şerh düşmekten geçer zira… İnsan kendi varlığının uzağındadır. Ama her uzağın içinde bir yakın vardır. Âlem zıtlıklar üzere inşa edilmiştir. Aslında basit olan tüm bilmeceleri girift hale getiren de bizleriz. Çünkü asli vatanımızdan uzakta olduğumuz için kendimizi en mutlu anlarımızda bile hüzün içinde hissedeceğiz. “İçimde bir sıkıntı var” diyeceğiz durup dururken. Uzaklara dalıp dalıp gideceğiz. Sahi pencereden dışarı ya da bir arabanın camından nereye bakıyoruz? İçimizde bir yerlere gitme arzusu neden var? Mutlak mutluluk diye bir şey yok zaten. İnsan hep aynı hal üzere kalamaz. Ki dünyada mutlu olabilmek, dünyaya sığabilmek esasında insan ruhuna aykırı bir durum. Çünkü insan ömrü boyunca bir arayış içindedir ve ömür boyunca “neredesin sen?” der.
Duvağı açılmamış bir gelin değil ki dünya, ben onun için serenatlar söyleyeyim.
Kelime sükutun şerhidir, sükut kelimenin bereketidir!
Şimdi her gün olduğu gibi bir İlhami Çiçek şiiri okuyacağım ve tekrarlayacağım:
“Yürümenin dışında bütün eylemlerin adı kaçıştır”
İnsan an gelir bir şiirin arasında kalakalır günlerce.
İnsan kalakaldığını sanır günlerin gölgelerinin içinde…
Kuşlar geçiyor şimdi şiirlerin arasından…
Ben şiirler yollarım sana;
Ellerini aç da kuşlar konsun omuzlarına.
Kaçıp kaçıp kuytularda ağlamakta neyin nesi? Nedir bu öfke? Nedir bu gözlerinde çakan şimşekler? Yorgunsun biliyorum hem de çok. Ne çok birikmişlik var üzerinde. Artık martılara da simit atmaz oldun. Neleri kaybediyor neleri kazanıyorsun. Gözlerinden okuyorum seni. Kalbin sıkışıyor biliyorum. Biliyorum kaç kere zehir yuttun, yutuyorsun da hâlâ. Kaç kere sıktın avuçlarını, kahrettin. Gıkın çıkmıyor. Benden başka da bilen yok korkma. İstemezsin göz yaşların görünsün. Bu kadar hiç tükenmemiştin değil mi? En çok karanlıktan korkansın ya, hani odanda gecenin karanlığında ufacıkta olsa bir ışık vardır hep. İşte şimdi karanlık kadar hayatta korkutuyor seni biliyorum. Zaman korkutuyor. İnsanlar korkutuyor.
Arıyorum inan. Gecenin karanlığında odanı aydınlatan ışık gibi bir ışık arıyorum senin için. Ne olur sende vazgeçme.Yut yutabildiğin kadar kelimelerini. Hatırla nelerin üstesinden geldiğini. Nasıl dimdik ayakta durduğunu hatırla. Rabbinin seni nasıl sevdiğini ve ne olursa olsun yinede bırakmadığını hatırla. Kim vardı ki yanında O’ndan başka? Ve kim var şuan yanında O’ndan başka? Onca isyan onca günah onca riyaya rağmen seni karşılıksız ve sonsuz bir sevgiyle seven, darılmayan, bekleyen, gözeten başkası mı var? Ama dayanamıyorum deme. Yaşamaya bak bu gerçeği. Bu rahmet günlerini yeni bir sayfa belle ve rahmet iste bol bol. Yine odanın camından ufka dal. Derin derin sabahın ilk nefesini çek içine. Ruhunun yanında ol. Kendine yüz çevirme sakın. Yüreğini O’na daya.
Bu müziği dinlememiştim uzun zamandır.Senin şarkıların değiştiğinden beri. Sen unuttun belki ama ben unutmadım bu müziği ne çok sevdiğini.Hani dinlerdin ya tekrar tekrar. Bu gece sana hediyem olsun.