“Beni büyütün, ağlatmayın
Sevginiz nerde övündüğünüz
Beni büyütün, ağlatmayın
Sahte düşlerle oyalamayın”
Alternatif olan her şeyi seviyorum. Gibi bir şey demedim ben size. Malifulleciler Alternatif Müzik türlerini dinliyorlar. Ben de kendime göre iyi bir alternatif dinleyicisi olarak nabızlarını okumayı deneyeceğim. Alternatif müzik için bugün dünya müzik listelerinden anladığımız şey aslında popüler müziğin ta kendisi oluyor. Kitlelerin beğendiği her yeni alternatif bir öncekini popülerlik tahtından indirip müzikte yeni kriterlerin belirleyicisi haline geliyor.
Türkiye’de Alternatif müzikten anlaşılan şey Taksim’de Erkin Koray’ı ‘cover’larken birden bire yeni tınılar keşfetmiş bir kaç kişilik grupların kendi kıt müzikal deneyimlerini tüketken gençlikle paylaşıyor olması. Bu ne kadar acımasızca bir önyargı olarak görülse de halihazırdaki alternatif (rock) grupların pekçoğu için söylenebilir. Yanıyorlar, sönüyorlar. Cırcır böcekleri gibi.
Aslında ‘alternatif’ etiketi rock dışındaki farklı türlere de uygulanıyor. Türkiye’de kendini yeni yeni göstermeye başlayan ethnic, elektronik hatta türkü formundaki müziklerde alternatif yollar deneniyor. Bunun güzel örnekleri de var. Bence güzel. Çünkü yüksek kültür müziği temellerinden sökülmüş bir toplumun yıllar sonra farklı deneme-yanılma yöntemleriyle, farklı müzikal sancılarla yine özü yakalayabileceği, modern müzikten yeni yüksek ahenge dönüşüm yolunu aralayabileceği inancındayım.
Alternatifi bir etiket olarak görmeyip doğrudan Alternatif adıyla anılan müziğin endüstirisi ise Britanya’da. İngiliz müzik endüstrisi doğrudan Alternatif’in yerleşik, köklü grup ve sanatçılarıyla beslenen ve sürekli dönen bir yapıda. Bugün dünyada korsan albüm satışının en düşük olduğu ülke İngiltere. Sektörün sağlam yapısı, dinleyicilere sürekli taze albüm pompalıyor. Nasa’nın uzaya Beatles dinletecek olması aslında ciddiyetli bir müzik siyasetinin uygulandığının örneği.
Türkiye’de piyasa şartları açısından da bir şeylerin olgunlaşmaya başladığını görmek sevindirici. Giderek beğenmeyen, sanatsalı özleyen bir kitle oluşuyor. Sazları, enstrümanları tanıyan, öğrenen, mazinin derinliklerine gömülmüş armonileri keşfetmeye hevesli insanlar var. Taverna, arabesk, fantazi yahut genel adıyla çöp müzikler satmıyor. Korsanıyla bile. Bu durumda müzik sektörü yeni çöp albümler üretemiyor. Verdikleri konserlerle cepleri para gören genç gruplar alternatif şeyler deneme ve yayınlatma şansı bulabiliyor.
Mor ve Ötesi de son dönemin en popüler Alternatif Müzik Grubu. Grubu diğerlerinden ayıran, kendi müzisyen ölçüleri ve içine müzik yaptıkları ortamın modernliğinin bilincindeki sözleriyle Türkiye’de gürültülü aletlerle yapılan müziği belirgin bir ses’e bağlıyor olmaları. Bu yönden Avrupalı muadillerine daha yakın duruyorlar. Grubun ilk amatör albümlerinde İngiliz grup Beatles’ın andıran tınılarla İngilizce parçalar söylemeleri de göz kırptıkları kaynağı göstermesi bakımından ilginç.
Tüm Eurovision saçmalıkları bir yana. Trt’nin kesenin ağzını alışılagelmişin aksine -hiç olmazsa- bu çocuklara açıyor olması piyasada alternatifin kraliyet koltuğuna göz diktiğinin kanıtı. Mor ve Ötesi’nin şimdiden birinciliği kendi janrına kazandırdığı açık. Avrupa’nın fikri bizi ilgilendirmiyor. Deli’ye başarılar : )
xV0aaiHJrNA
“Bir yarım akıllı bir yarım deli
Dört yanım akıllı bir yanım deli
Herkes akıllı bir ben deli
Bir ben deli bir ben deli”
Bir Yorum
Yazı için teşekkür ediyor ve müzik ile ilgili yazıların devam edeceğini umuyorum. Yalnız şu Deli’yi hiç beğenmedim. I ıh.. Bana göre değil. Kendimden birşey bulamadım. Ruhumu okşamadı. Sadece tahammül edebildim gürültüye. Neyse.. Dinlemezsin olur biter tabi. Ama çemkiri benim de hakkım