->
Yabanın gidip gelmesi bulandırır üstündeki tülü
Hayal ediyorum yaşadığımız gerçeğin gereğini
Ey tablet duygusu esenlik dindiren zengin acı
Kovulduğun yerden erinçle salındı yüzün
Üstümde parşömenin dudakları Filida’nın Şermin’in
Birikiyor şehir buzulları arasında yalpalanarak sıtmanın
Kalıyor teatraları bulan zazalar
Haber alınamayarak yüksek burçlar inşa etti Havva
Adım atan yangın yerinde konuk kimdir
Üç aşırı adamdan başka; Musa Turhan, Zekeriya Ertürk, Hasan Tahsin
Deli olmak için atılmış yıldızların, kaydığını bilerek talihini başkası sahipleniyor
Halkı olsun diye ozan türüyor bir de tanrının sağ kolu
Aklınızın tuttuğu kalbinize sormadığınızdır.
Tellerin, karların ve rüzgarların arasından okuyun ozanı
Şehir olmayan ne varsa onunla, orada alışkanlık biriktirmeyin
Tutunduğunuz yer hayat olmasın siz genç baylar için
Yaşlıları anımsayın üzerlerinden alın tahtanın hesabını
Yönelin derin anlamına cehennemin
Tuhaf şeylere olan utangaç değişim
Pyongyong’a kadar yüz kilometre yürümek ele verdi savaşı
Terk ettiğimiz sarsıcı ve sevimli bilgi antroposantrist olmak
İşte tipik bir insan: ayağının kusurundan ötürü ayakkabısını suçlayan
Amerika’da şimdilerde Doğu’nun yoga, meditasyon, Zen Budizm
Ve diğer dinsel psikolojilerin etkisini
Rollo May gövdeyle dinlerken
Nietzsche gövdeyle düşünüyordu.
Oysa bütün bunlar için, Suljenitsin’in moral cesaretine henüz hakim değilizdir.
Sevgili Narziss, ulaşılmayan an yoktur.
Büyük bir tutku ile bekleyenler zaman geçtikçe
Beklenen anın yaklaştığına inanırlar
Son gün geldiğinde aynı kül yığınına sahip olacaklarsa
Zaman mefhumu hayatı felce uğratacak kadar yaşamsal değildir.
Teşekkürler sayan bayan
Her kimseniz siz.
Orada sahneye sesini yükselterek çıkıyor bir dipnot ustası
Birisinin var olması –bu çok kötü bir şey
Şeylerin içerisinden kaplayor darlığımı en geniş salomeyle
Böyle hep yeltenerek yaşayacak insanlık
Diğer adı namusla ortak bir bilboardda asılacak
İşte en büyük idamı polster’in. Hepsi bu.
Sığmayınca midesine yeşil otlardan daha cesur çıktı balık
Umursayorum ne ayazlıkla girişmişim dünyanın ötesine
Bel tavrını bile anlamadı İskoçların
Onlarla çocukları yumuşak bir tedavülden geçti hep.
Azılı kaygımla mesaiyi taşırarak izin aldım şiire
Azrailin bu izni yaşıma vermeyeceğini bilerek üstelik
Üstelik bilmeyerek Cebrailin hallendiği kimi.
Şom ağızla dünyayı telaşa verir bir martı
Halılar düşüyor hahamlar derine vurunca suyu
Ocak baskını şehirler ondan bozma arazlarıyla ayakta dolaşan afişler
Resimlerle seyredilen derinlikleri adamların
Burası o meş’um at bacaklı kafalara bulanır
O indi denmeyecek o derli cahilliye yanımız haklı tutarak ayeti
Sırlı söylenen ketum avarelik ses vermeyecek
Uğramayacak dulda gezinirken aklımız ayakların bizi onduğu panoya
Bir an önce orda dediğim yerde olup
Bir an sonra şimdi diyeceğim yerde olmayan
Salaş hanımla o dünyada
Diyeceğimden değil cayacağımdan bakmak kadına
İhlal edildiğinden ihtilal fikrimde bir hile
Beethoven’a dürüstçe düşünmeyi öğretti.
Her şey ayanbeyan
Günahta bile.
Yabanın gidip gelmesi bulandırır üstündeki tülü
Hayal ediyorum yaşadığımız gerçeğin gereğini
Ey tablet duygusu esenlik dindiren zengin acı
Kovulduğun yerden erinçle salındı yüzün
Adım atan yangın yerinde konuğun kimdir?
“İçi Ruh Dolu Çarşı” için 0 Yorum yapılmış.
Yorum yapın
Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.