Bir avuç malifulle okuru ve yazarıyız. Doğrusu birbirimizi okuyoruz. Bunun cesaretiyle de burada hemhal oluyoruz birbirimizle. Bir süredir ben, Malifulle editörü iken (editör olduğumu ilk ve son kez bu yazıda kabul edip şaşırtacağım!), dostlarımın yazdıklarını yerimin yurdumun kimselerce bilinmediği bir köşeden okuyordum. Bugün giderek uğultusundan rahatsızlık duyduğum bu sessizliğe bir son vereceğim. Ben geldim. Dertleşmeye geldim.
Bulunduğum yeri bilmiyor olabilirsiniz, bu fasılada neler ettiğimi ayrıntılarıyla bilmiyor olabilirsiniz. Ama biliniz ki güvendeydim. Hamdolsun.
Diziler sezon finali yapıyor, en heyecanlı yerinde bırakıyorlar. Oyuncular tatile giriyor, izleyiciler rehavete düşüyor. Adam sevdiğine tam kavuştum derken pat vuruluyor. Ya da sevdiği arkasından vuruyor adamı.. Belki de adam bir başkasına vuruluyor. Orada bitiyor dizi işte.
Ama hayat öyle değil, hayatım, hayatımız, beynimizi de alıp güneye göç etmek için uygun bir zaman formatına sahip değil. Pause düğmesine basıp, yetti gayri bundan sonraki sahneleri izlemeye yüreciğim dayanmaz diyemiyorsunuz. Allah insana yüklenebileceğinden fazlasını yüklemiyor. Tufanı da görüyorsun, darbeyi de yiyorsun. Geyik de çıkabiliyor yoluna ihtilal de.
Bir Şair Bir Yol Arkadaşı yazıma “ben bu yazıyı okudum ağladım” yorumu gelmiş. Ben yazarken çok farklı bir halde değildim, ama hayatını dramatize etmekten özenle kaçınan birisi olarak, kesin ve espritüel bir dille Bu dünyada iki türlü insan var! dedim hemen ardından. Bir önceki kadar ilgi görmedi sanırım… Ardından bir röportaj hazırlığına giriştik, fakat çözümlemesini, yoğun işlerimden fırsat bulup yapamadım henüz. Pek yakında (!) diyelim.
Sezon finali koyamadım ekranımın sağ üst köşesine. Film de bir yerde kopmadı maalesef. Evime, bahsettiğim gerçek insanlara döndüm. Bir işe girdim çalıştım. Çalışırken daha zinde hissediyor insan. Sonra okula da döndüm. Hasan okula döndü! İnternetim, hesaplarım kapandı. Alper’le kaldığım duvarları lila boyalı bir evim oldu. Bazı kırık kapıları onardım. Bazı kapılar kapı olmaktan çıkmıştı, onları tecrübe sandalyesi yaptım. Bazı açık kapılar cereyan yapıyordu uzak durdum.. O kadar da basit aslında. Tamam deyip, bismillah deyip bir karar alırsanız, ne kulaklarınız ne kalp kulakçıklarınız ne de kapakçıkları başka yöne meylediyor. Kulağınızda sağır bir uğultu gibi, bir şizofreninin gördüğü saçma bir rüya gibiymiş başka dramlar. Onları bir de kendi özverinizle, yapıp ettiklerinizle, onurunuzla, şerefinizle tartın. Kendi kalbinizi beslemiyorsa, aldırış etmeden yola devam edebiliyorsunuz.
“…Orada bir şeyler olmuş, deniz kızı bir girdaba girmiş, balıkçıya bitti demiş sen de girme yeter gayri, kimyalarımız, gıdalarımız farklı, ben denizle, girdapla, dolapla oynaşmaktan haz da alır oldum, bırak yakamın pullarını demiş. Pes de etmemiş balıkçı, eyvallah demiş…”
Önünüze gelen mutluluksa eyvallah deyin arkadaşlarım. Şikayet de etmeyiniz. Şükrediniz. Benim önümde bir mutluluk tablosu var. Fırçayı elime aldım, üzerine kendimi de ekliyorum. Sizlerden her zamanki gibi dua istiyorum arkadaşlarım. Güvendeyim. Kalbime iyi davranıyorum.
Babamı seviyorum bir de. Onun kalp sağlığıyla ilgili dua istiyorum. Orada işlerinizin başında, bilgisayarınızın tıkırtısında, yahut eğlenirken, coşarken, beni de hatrınızdan çıkarmayınız. En kısa zamanda hayırlı ve mutlu haberlerle karşınızda olmak isterim. Kalbinize iyi davranın!
Not: Teknik bir nedenden ötürü yazıda resim yayınlamak mümkün olmadı. Daha evvelki bir illüstrasyonumu kullandım. Affınıza mahcuben.

Ya bu site benim kalbime çok iyi geliyor. İnşaallah babanızın kalbine de şifa olur Yaradan.
Sizi seviyoruz Hasan Bey, Rabbim de sizi sevsin her daim.
Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz. Bu yazıyı kalbimle okudum. Ve söz veriyorum kalbime sahip çıkacağım. Rabbim kalbimizi korusun.