->
Özal’la başlayan kapitalleşme sürecinin yeni piyonu Akp pembe tablolar çizmeye devam ediyor. İstatistik Kurumu’nun yaptığı açıklamaya göre son bir yılda işsiz sayısı 207 bin arttı. Geçenlerde Doğubeyazıt’a “sözleşmeli” öğretmen olarak atanan gencin babasının sevinç çığlıklarını tüm Türkiye izledi. Eskiden insanlar doğuya atandıklarında üzülüyorlardı, pek çoğu da gitmiyordu… “Ne iş olsa yaparım abi” sözü artık yerini “İş olsa yapacağım abi” sözüne bıraktı. Eskiden Osmanlı padişahları tebdili kıyafetle halkın arasına karışıp; halkın sorunlarını, halkın devletten beklentilerini öğrenirlermiş. Zira yönetici olmak mesuliyetli bir durum… Peki günümüzde durum ne? Başbakanımıza işsizlikten bahsedildiğinde birkaç yıl önce şunları söylemişti: “Hepiniz iş bulmak zorunda mısınız, bakın Avrupa’da bile işsizlik var, ben küçükken su sattım”
Evet hepimiz iş bulmak zorundayız, zira ne su satacak yaştayız, ne de su alacak insanlar bulabiliriz! Bu ülkenin başbakanı ilk önce hataları kabul etmekte başlamalı sorumluluklarını yerine getirmeye… “Evet, ülkemizde işsizlik büyük sorun ve biz bu sorunu yıllardır çözemiyoruz” diyecek dürüstlüğü göstermeli. “Üniversite bitirdin ama bir baltaya sap olamadın” türünden toplum ve aile baskısına maruz kalan gençlerin kimileri cinnet geçiriyor; kimileri yaşamaktan vazgeçiyor. Bazıları ailelerinin desteği ile KPSS kurslarında hayata tutunmaya devam ediyorlar. 15 yeni üniversitenin açılmasının ardından işsizler ordusuna yenileri eklenmeye devam edecek maalesef! Boyu ve kilosu polisliğe uygun olanlar polis olmak için uğraşacaklar belki de…
Bu gelecek kaygıları içinde yaşayan gençlerin evlilikleri dahi kapitalleşmenin esiri oldu. “Bizim oğlumuz öğretmen de sizin kızınız da öğretmenmiş, bu devirde tek maaşla geçinmek zor anacığım” sözleri eşliğinde anneler oğullarına kız arıyorlar. “Kızınız KPSS’den kaç aldı, formasyonu var mı?”, “Vah yazık, atanamaz o” türünden sorular günden güne artmaya devam ediyor… Bu düşüncelerle meşgul olan ve sürekli baskıya maruz kalan gençler ise ne sonbahar yapraklarının güzelliğinden ne de gökyüzünün maviliğinden haberdarlar. Vakti zamanında Süleyman Demirel başörtülü kızlardan için Arabistan’a gitsinler demişti. Peki ya 2,5 milyon (kağıt üzerinde) olduğu söylenen işsizler nereye gitsinler? Kimlere sorunlarını anlatsınlar? Bu durumda inancımıza sığınmaktan başka bir şey kalmıyor geriye… Ya o olmasaydı nasıl katlanabilirdik bu dünyaya? Tasavvufi bir sözle kendimizi teselli etmeye devam edelim, başka bir çaremiz yok gibi görünüyor: “Kimi atlas libas giyer, şükür bize aba düştü”.
İşsizlik bir problem. Yani elimizde az da olsa üç kuruş olmasa aç kalacağız gibi bir şey var. Realite. Öte yandan bu ülkenin tüm insanları iş bulmuş olsa ve hepimiz refah içinde yaşasak da çözülemeyecek bir “dünya hayatı” meselesi var. Yani Türkiye’nin, bizlerin geleceği ne olacak? Hakikaten ne olacak? Düzelmesi gereken şey nedir? Nasıl bir zihniyet üzerinden konuşuyor, anlaşıyoruz. Ben de bugün bu düşünceler içinde bir otobüs yolculuğu ettim. İsabet oldu. Teşekkürler.
Birisi “hepiniz iş bulmak zorunda mısınız” der.
Diğeri Arabistan’a gidin der.
Birisi hazır ol da dur der.
Diğeri gevşe der.
Der.
Der.
Der.
Bizler bu kafada olduğumuz sürece diyen daha çok şey der.
3 aydır işsizim(!) bu sayıyı 208 yapalım
Neden iş sahibi değiliz çünki başımızdakiler de iş yok bu kadar basit …