'zengin' için etiket arşivi

Bayramın ardından…

Soluk soluğa geçen hızlı bir maratonun ardından bir nefes oldu bizim için bu bayram. Tatil demiyorum özellikle. Çünkü “bayram” kelimesinin içi boşaltıldı. Kuru bir “tatil” aldı zihinlerde yerini. Nitekim bayram deyince ilk akla gelen açılan gök kapıları, af, mağfiret ve müjde değil, tatil paketleri oldu.
Biz “bayram”ımızdan bahsedelim…Yine koşuşturmaca da geçti. Ama ruhumuzu besleyen bir koşuşturmacaydı bu. Kararmış bulutların altında yapılan koşuşturmadan farklı. İş yerlerinde, yollarda, stres ve bir o kadar yorgunlukla “unutulan” aile sıcaklığını, eş dost akraba muhabbetini yaşamak tuhaf hisler oluşturuyor insanda. Aslında zamanın ne kadar hızlı geçtiğinin ve geçerken de neleri götürdüğünün farkına varıyorsunuz. Manevi iklimin etkisinden midir bilmiyorum ama başka bir hâl kaplıyor insanı.
Başka güzel yanı da kendimizle baş başa kalıp, kendi odalarımıza çekilip, kendimizle söyleşi zamanlarıydı…Hani aileden eşten dosttan ziyade en önemlisi de insanın kendisiyle bir hasret gidermesi için fırsattı. Dönüp baktığımızda en çok da kendimizi ıskaladığımızı görüyoruz çünkü. Kendi sevinçlerimizden kendi hüzünlerimizden uzağız. Bayramın ardından… yazısını okumaya devam edin

sonbahar damlardı damlarımıza

Pardon bayan, oturabilir miyim? Daha önce somut bir gülücüğe rastlamıştım da sahibini bulamamıştım. Sizinmiş demek. Öyle bakmayın bayan ne çok uğraştırdı beni kaybolanlar bilemezsiniz. Yemyeşil yapraklarını kaybeden bir ağaç alışkındır üşümeye her sonbahar sonrası. Şımarmasını çocukluğunda yitirmiş adamı düşünün siz.
Sahi adınız neydi? Benimki de murat. Evet solgun değil ama sarı,yani bir rüzgarlık işi var. Hatırlıyorum yine böyle bir sonbahar, adımı düşürmüştüm Beyazıt meydanında. Nereye kaybolduysa artık bulmadım. Ararken İbrahim geçti elime,bir müddet onu kullandım. sonbahar damlardı damlarımıza yazısını okumaya devam edin

İçi Ruh Dolu Çarşı

Yabanın gidip gelmesi bulandırır üstündeki tülü
Hayal ediyorum yaşadığımız gerçeğin gereğini
Ey tablet duygusu esenlik dindiren zengin acı
Kovulduğun yerden erinçle salındı yüzün
Üstümde parşömenin dudakları Filida’nın Şermin’in
Birikiyor şehir buzulları arasında yalpalanarak sıtmanın
Kalıyor teatraları bulan zazalar
Haber alınamayarak yüksek burçlar inşa etti Havva
Adım atan yangın yerinde konuk kimdir
Üç aşırı adamdan başka; Musa Turhan, Zekeriya Ertürk, Hasan Tahsin

İçi Ruh Dolu Çarşı yazısını okumaya devam edin

Ben Ümitliyim de Tanrı’nın İşi Zor

Karşılıklı rızaya dayalı bir ilişkimiz olsun istiyor sanırım ya da ilişkimizde taraf olmadığından rızanın bir daire çizmesini murad ediyor. Ben ümitliyim. Küçükcük bir tebessüme bile rızasını iliştirmişken O, nasıl ümitsiz olabilirim. Ellerimi bağladığımda yüzünü bana dönüyor hemen. Ellerimi kaldıyorum , parmaklarıma öpücükler konduruyor. Ne yapsam razı olacakmış gibi geliyor sanki bana. Ama O’nun işi zor. Ne yapsa razı edemiyor Ben’i. Koskoca bir misafirhane yapmış , süslemiş püslemiş. Her şeyi ayrıntısına kadar benim için tasvir etmiş. Yok ama görünmüyor gözüme bu muhabbet hediyeleri. Önce içimde bir sıkıntı tahayyül ederek başlıyorum işe. İçimdeki sıkıntıları besleyecek malzemeler devşirip razı olmamanın bir yolunu buluyorum her seferinde. Çarpık kentleşme canımı sıkıyor. İnsanların vurdum duymazlığı bir sıkıntı , hırs-u tamahkarlıkları başka bir sıkıntı oluyor. Köle karakterli insanlar kadar efendi mizaclılardan da iğreniyorum. Güya misafirhane diye bana hazırladığı dünyayı bin yıllardır zalimlere bırakmış olması beni çileden çıkarıyor. Çin kadar üretmek de Türkiye kadar tüketmek de rahatsızlık veriyor bana. Velhasıl ben nasıl razı olacağım bu durumda. Soğuktan-sıcaktan , yanlızlıktan-kalabalıktan , hilmden-gadaptan , zenginlikten- fakirlikten şikayetçiyim. O’nun işi zor. Beni razı etmeyi başarabileceğini sanmıyorum.




153 sorgu. 0.5510 saniye.

154 sorgu ile 0.552