Pardon bayan, oturabilir miyim? Daha önce somut bir gülücüğe rastlamıştım da sahibini bulamamıştım. Sizinmiş demek. Öyle bakmayın bayan ne çok uğraştırdı beni kaybolanlar bilemezsiniz. Yemyeşil yapraklarını kaybeden bir ağaç alışkındır üşümeye her sonbahar sonrası. Şımarmasını çocukluğunda yitirmiş adamı düşünün siz.
Sahi adınız neydi? Benimki de murat. Evet solgun değil ama sarı,yani bir rüzgarlık işi var. Hatırlıyorum yine böyle bir sonbahar, adımı düşürmüştüm Beyazıt meydanında. Nereye kaybolduysa artık bulmadım. Ararken İbrahim geçti elime,bir müddet onu kullandım. sonbahar damlardı damlarımıza yazısını okumaya devam edin
'toprak' için etiket arşivi
1
simasını siliverince koyu gölgesinde boylu boyunca kaldırımdan
su sesi duyuldu kadın teninden tasla dökünüyordu bir ibrik
bir ibrik daha naylon leğen sabunlu suyla doluyordu
bir göz izliyordu onu bir yerden farkında değildi
kerpiç ev, kurumuş patlıcan, nemli toprak ve o adam
birlikte bir mevsimi daha kimseye sezdirmeden aşırdılar
aştılar birlikte bir mevsim daha o vakit hava kıştı Bodrum Kattan Notlar (3) yazısını okumaya devam edin
Önce her şey ‘hiç’ti, her yer ‘hiç’…
“Ol” denildi, ‘hiç’ olabilmemiz için…
Öyle hiçtik ki farkında değildik hiçliğimizin… Hiçlik hiç, heplik hiç…
Ben de hiçtim sen de hiç… Varlık hiçti, yokluk hiç…
Aynada hiçlik semada hiç; gölgede hiçlik güneşte hiç…
Toprakta hiçlik yaprakta hiç; kundakta hiçlik mezarda hiç…
Birden var olduk, ardında hiç…
Ruh vardı(!), beden hiç…
Allah hep, gerisi hiç.
Usta dedim ‘daha serinken rüzgar hem daha yakıp kavururken neden yeşildir yapraklar?’. Dedi ‘mürşid daim toprağa bakar’. Dedim usta ‘bir yudum dem ile kanılır mı?’. Dedi ‘bir an içre ne oluyorsa,ard arda sanılır mı?’. Usta dedim ‘bir fotoğraf nasıl gülümser?’. Dedi ‘hangi serap serinletmez?’. Dedim usta ‘vişneli kahve içtin mi?’. Dedi ‘dupduru hem yeşil ırmaklardan geçtin mi?’. Usta dedim ‘bir yanlış nerden alır,nereye götürür?’. Dedi ‘günah da yok,sevap da aslında amma ki tekliften ötürü’. Dedim usta ‘bir flüt sesi duyuyor musun sen de uzaktan?’. Dedi ‘evet ak pak ellerden bir beyazlık yayılıyor etrafa ufaktan’. Usta dedim ‘yeşil silinir mi bahardan?’. Dedi ‘üşür mü sararmış yapraklar kardan?’. Dedim usta ‘parmaklarından yapılmış bir çerçeveye sığsaydı hayat’. Dedi ‘cananın gölgesinde uyu,yeşilin tenhasında yat’. Usta dedim ‘yusuf’un rüyasında gördüğü yeşil başak hangi toprakta biter’. Dedi ‘nurun ocağında bahar kaynayıp yeşil tüter’. Dedim usta ‘yağ satarım bal satarım,sen ölürsen ben n’aparım?’. Dedi ‘gönül hüzünlenir göz yaş döker’. Usta dedim ‘fıstığın kabuğundaki sır nedir?’. Dedi ‘sır kabukta değil, içi yeşil’.
“O ki, sizin için yeşil ağaç’tan bir ateş oluşturdu… İşte bak ondan yakıyorsunuz!.”
“(Bu iki cennet) yemyeşildirler”
Kur’an-ı mecid

Son Yorumlar