'tanrı' için etiket arşivi

sonbahar damlardı damlarımıza

Pardon bayan, oturabilir miyim? Daha önce somut bir gülücüğe rastlamıştım da sahibini bulamamıştım. Sizinmiş demek. Öyle bakmayın bayan ne çok uğraştırdı beni kaybolanlar bilemezsiniz. Yemyeşil yapraklarını kaybeden bir ağaç alışkındır üşümeye her sonbahar sonrası. Şımarmasını çocukluğunda yitirmiş adamı düşünün siz.
Sahi adınız neydi? Benimki de murat. Evet solgun değil ama sarı,yani bir rüzgarlık işi var. Hatırlıyorum yine böyle bir sonbahar, adımı düşürmüştüm Beyazıt meydanında. Nereye kaybolduysa artık bulmadım. Ararken İbrahim geçti elime,bir müddet onu kullandım. sonbahar damlardı damlarımıza yazısını okumaya devam edin

İçi Ruh Dolu Çarşı

Yabanın gidip gelmesi bulandırır üstündeki tülü
Hayal ediyorum yaşadığımız gerçeğin gereğini
Ey tablet duygusu esenlik dindiren zengin acı
Kovulduğun yerden erinçle salındı yüzün
Üstümde parşömenin dudakları Filida’nın Şermin’in
Birikiyor şehir buzulları arasında yalpalanarak sıtmanın
Kalıyor teatraları bulan zazalar
Haber alınamayarak yüksek burçlar inşa etti Havva
Adım atan yangın yerinde konuk kimdir
Üç aşırı adamdan başka; Musa Turhan, Zekeriya Ertürk, Hasan Tahsin

İçi Ruh Dolu Çarşı yazısını okumaya devam edin

Müfteriler Çok Sevinmesin 2 : “Emin olun müfteriler bu röportajı sonuna dek okuyacak!”

Malifulle editörlerinden, Sistemsiz Sistem Notları yazarı Hasan Çetin’le yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz. İlk bölümü kaçırdıysanız tıklayın: “İçimizde Tanrının tanecikleri çarpışıyor!”


M: Peki ne olacak burada? Yani müfteri durumuna düşen birisiyle empati mi kuralım? Kötülük edeni anlayışla mı karşılayalım? Kendi ettiğimiz kötülüğe kılıf mı üretelim?
Elbette hayır. Müfteriye hakettiği cevabı vermezsek o zaman başımız yanar. Kimyamıza en ufak saldırıyı dahi önemseyeceğiz. Bir kötülükte bulunduysak da. Kendimizden gayrı bir kimsenin hakkına tecavüz ettiysek, ona görünür-görünmez bir zarar verdiğimiz artık meşhursa, o halde burada, kendimize karşı dürüst olacağız. “Vicdan ilahi bir takiptir.” Bizi savrulmaktan, koparılmaktan alıkoyan nedir? Yani insaniyetten uzaklaştıran her neyse ona karşı duruşun bir anlamı olmalı. Demek bir referans var bu denge noktasında. İçimizde bir evren var. Bir şirazesi var gönlümüzün. Şehvete yahut merhamete raptolan tarafımızın ayırdında olabilecek bir terazi. Müfteriler Çok Sevinmesin 2 : “Emin olun müfteriler bu röportajı sonuna dek okuyacak!” yazısını okumaya devam edin

Portreler

Taze cevizler kararmıştı…

Hüzün kokuyordu mürekkep, namussuz yağ duvara sıçrıyordu.Gözlerin de ki heyecan çevresinde ki kırışıklıklara engel olamıyordu.Gece ‘O’ydu gündüze teslim oluyordu.Her gün kaç kere doğdu bilmiyordu!‘O’ ölümü seviyordu,doğumun ne demek olduğunu bilmiyordu.Yazıyordu gece ve gündüz.Büyük camların önün de ayaklarına betonlar dökülüyordu.Domatesler bahçe de kuruyordu.Gaipsizliğinde ki sıkıntı kemiriyordu.Anadolu kocası idi söyleniyordu.Tuvalet taşların da gizli mısraları okyanusun damlaları olmuştu.Alkışlar kopuyordu.Düşüncenin Fahişesi olma isteği damarların da kökleniyordu. Çocukları ana babaydı ‘O’ bezlerini ipten toplayıp yeni dürüldüğünü yazıyordu. Bedeninin yarısı annene yarısı babaanneydi,o ilk torununu için de gezdiriyordu.Kelime ekonomosi enflasyonda eziliyor.’’Ben kendimi biliyorum’’ diyordu. Dilimin ucun da sorularım kalıyordu.Otuz bin lira taksit ödeyebiliyordu.Okyanusun damlası ayaklarını serinletiyordu.’O’nun belki de kedisi olduğu için gülümsüyordu,anlayamıyordum.Yazı söyleniyor,resim sevişiyordu.Büyük camların da bir taburenin üstün de kadınlığın tezgahın da yemekleri pişiriyordu.Analığından vazgeçeceğini söylüyordu.
Portreler yazısını okumaya devam edin




153 sorgu. 0.5900 saniye.

154 sorgu ile 0.591