Gözlerim doldu ağlayamadım. Yüreğim kabuk bağladı, hissedemedim ki o acıyı. Duyamadım çığlık çığlık feryatları. Dondu bütün vücudum. Gazze’nin çiçekleriydi onlar. Gazze’nin tomurcuklarıydı. Yeni açmış, yeni doğmuş. Mis kokulu renk renk gülen, renk renk açan güllerdi, menekşelerdi. Gazze’nin, Filistin’in çiçekleriydi onlar. Onlar okula gittiklerinde tepelerine bombalar yağacak bilmiyorlardı ki. Bilmiyorlardı koşa koşa gittikleri okulun mezarları olacaklarını. Daha okumayı öğrenemeden, ip atlamayı, top oynamayı öğrenemeden savaşı, korkuyu, sefaleti öğreneceklerini bilmiyorlardı. Bilmiyorlardı ki onlar ekmek almak için dışarı çıktıklarında başlarına ateş yağacağını. Onlar hiç öğrenemedi gülmeyi korkusuzca, özgürce. Nasıl bir şey korkmadan parkta oyun oynamak.
Açlıktan, çaresizlikten, bitkin düşmüş, her an ölümü bekleyen, gözleyen, ufacık masum yürekler. Ne olacağız endişesiyle, yarın başımıza ne gelecek endişesiyle etrafı izleyen, o kan gölünün ortasında kaybolmuş melekleşen yüzler… Acaba Hamas üyesi olduklarını nerden anlıyorlardı vuranlar o küçücük yavruları. Nerelerinde tehlike görüyorlardı… Kendilerine yöneltilen, o cılız bedenlerinden geçen her kurşunu, beyinlerine, kalplerine hedef alınan her kurşunu, alaycı tavırlarla gülerek atılan her kurşunu tutabilselerdi, ters çevirebilselerdi neler yapmazdı o küçücük yürekler. Gazze Çiçekleri yazısını okumaya devam edin
'hayat' için etiket arşivi
Asıl adı Muhammed Celaleddin olan Mevlana 30 Eylül 1207’de Belh’de doğdu. Babası Bahaeddin Veled’in ölümü üzerine O’nun yolunu oğlu Mevlana devam ettirdi. Babasının ölümünden sonra öğrencileri Mevlana’nın etrafında toplanmış ve yine öğrencilerinden ünlü bir sufi olan Burhanettin Muhakkik Tirmizi hocasını görmek için gelmiş fakat onun yerine celaleddin ile karşılaşmıştır. Kaynaklar da Burhaneddin Muhakkik Tirmizi’nin Mevlana’da ilk mistik ilgiyi uyandıran kişi olduğu yazar. Yine çeşitli yerlerde ilim tahsili yapması da O’nun teşvikiyle olmuştur. Daha sonra Burhaneddin Muhakkik Tirmizi Kayseri’ye göçmüş ve orda vefat etmiştir. O’nun vefatı Mevlana’yı derinden etkilemiş, talebeleri de Mevlana’nın etrafında toplanmışlardır. Mevlana artık geniş bir halkaya hitap eden bir din bilginidir.
İşte tam bu sırada Mevlana’nın hayatını alt üst eden, derin bir tasavvuf eri gelir Konya’ya. Mevlana’nın hayatında kıyamet koparan, dünya görüşüne yön kazandıran, O’na sonsuzluk kapısını açtıran biri; Tebrizli Şems. 735. Şeb-i Arûs ve Mevlana yazısını okumaya devam edin
Çocukken ben büyümeyi çok isterdim hep, büyüklerle konuşmak için. Şimdi büyüdüm, ama büyüklerin o kafamda büyüttüğüm büyükler olmadığını gördüm. Ya yerinde yoktular ya da konuşulacak bir büyük yoktu ortada aslında. Çocukluğuma geri dönmek istemiyorum. Gençliğimle aram bozuktu. Böylece geçiyor günler. Ama. Belki yerinde olacak. Hayatımda kayıt altına aldığım ilk şiiri yayınlayacağım.
Londra’ya 2000 yılının aralığında dünyayı görme tutkum ve iş bulamama gibi sıkıntılarım dolayısıyla şans eseri geldim. Böyle bir şeyin gerçek olacağına ihtimal vermemiştim. Ama çıkmadık candan ümit kesmemek lazım düsturuyla hareket edince buralar nasip oldu. Her şeyin hayırlısı demek lazım; burada da çok kötü ve meşakkatli günler geçirdim. Şu aralar hafiflemesine rağmen tam olarak adapte olmak zor. İyi güzel günlerim de oldu; farklı insanlarla tanıştım, farklı milletlerin insan tiplerini, kültürlerin insanlar üzerindeki etkilerini gördüm. Bunun gibi yeri gelince insanın ah işte bu şu olay şu yüzden diyebileceği bir çok vakıa ile karşılaştım. Londra günlüğü yazısını okumaya devam edin
Son Yorumlar