->
Merhaba arkadaşlar. Hızlı bir giriş yapalım. “Ayrımcılık” etrafında konuşalım.
Ayrımcılığın temeli nedir? Yani bu kavram da tıpki Yabancılaşma ya da küreselleşme gibi yine batının ortaya attığı muğlak kavramlardan biri mi? Ayrımcılık yapılıyor mu? Yapılan bir şey mi?
Medyada sık kullanılan bir kavram. “Böyle ayrımcılık olmaz”, “Kadınlara pozitif ayrımcılık”, “Ayrımcılık yapılıyor” şeklinde ayrımcı başlıklar atılıyor doğrusu
Bir bakıma felsefi temelden bağımsız -yani düşüncesizce- gündelik konuşmalarda çok sık tekrarlanan bir ifade. Ayrımcılık yapıyorsun diyorlar. İyi de senin yaptığın ne? Sen neyi birleştiriyorsun?
‘Discrimination’, yani ayrımcılık modern toplumun arızalarını bir şekilde gidermek üzerine kurulu bir ifade, ya da toplumu birbirinden derin yarıklarla ayırmanın bir başka adı. ABD’de siyahilere yapılan fena muameleleri tanımlamak için ortaya atılmış da diyebiliriz. Aynı şekilde feminizm de cinsel(?) ayrımcılığa(?) yönelik itirazlar olarak yükselmiş. Erkek(?) hegemonyası(?) altında(?) ezilen(?) modern kadının vicdan arayışı, tabi onların argümanlarıyla böyle cümleler kurdum…
Böyle bir kavramın Türkiye’deki sosyal olaylara uygulanabilir olduğunu kabul etmenin aslında sorunların tanımlanmasını ve nihai çözümünü daha da güçleştirdiğini söylemek mümkün.
Mesela?
Çok sıcak bir örnek olarak, başı örtülülerin üniversite okuma özgürlüklerine tasallut eden yahut onları hor gören kimseler hemen ayrımcılık yapmakla suçlanıveriyor. Doğrusu dindar kesim de ‘ayrımcılık’ söylemini benimsiyor, yani cazip buluyor. Bu bir sakatlık. Bunu gel de millete anlat : ) Bu tıpkı ‘Türk milliyetçiliği’ yapmanın tıpkı batıdaki faşist örneklerde olduğu gibi tehlikeli bir durum arzettiği düşüncesine kapılmak gibi. Oysa ‘Türk’ ve ‘milliyet’ kelimeleri kavmi çerçevede ele alınamayacak kadar tarihsel bir vakıanın ürünleri.
Şey var bir de, antisemitizm. Ben tek başına ’semitizm’ ifadesinin kullanıldığı bir konuşmaya rastlamadım. Varsa yoksa antisemitizm.
O zaman ben hemen bugün izleyici olarak katıldığım ‘homofobi ve cinsel ayrımcılık’ panelindeki izlenimlerimi aktarayım. Paneldeki konuşmacılar eşcinsel/lik/ler/den hazzetmeyen kim varsa onu homofobik tanımlıyordu. Sokakta travesti gördüğünde korkan bir kişi için de, ondan bir sapıklık türü olarak bahseden yahut nefret eden için de homofobik etiketini kullanıyordu. Türkiye’de adı homofobi olarak konulan ayrımcılık türüyle derhal başedilmesi gerektiği vurgulanıyordu. Konuşmayı izlemeye gelenler arasında türbanlı öğrencilerin sayısı oldukça yüksekti. Konuşmacılar kendi s(av)unularını Türkiye’deki başörtüsü mücadelesi üzerinden örnekliyorlardı. Başörtülü izleyicilere bir de sitem ettiler. Başörtülülerin kendi haklarını savundukları gibi neden ‘homofobik baskı’yı dillendirmedikleri merak ediliyordu.
Aynı minval üzerinde değerlendirilmeleri müslümanların, İslami bir hayat tarzını yaşamak ve yaşatmakla mükellef müslümanları kastediyorum, düşünce tarzını ve pratiğini çarpıtan bir gelişmeyi beraberinde getiriyor.
İslamofobia diye bir şey de atıldı ortaya. Bununla mücadele etmek havada bisiklet çevirmek gibi bir şey.
Bunu bence bir başka Cuma Press’te konuşalım.
Orada türbanlı kızların bulunma sebebini nasıl açıkladıklarını merak ettim.
Bizler gibi psikoloji öğrencileri yoğunluktaydı. Ama bunun dışında somut bir destek verdiklerini de anlıyoruz.. Katılımcılara sordukları sorularla.
Diyoruz ki modern toplumun acılarını izale etmek, anarşiyi, kargaşayı azaltmak üzerine geliştirdiği yöntemler var. Kadınlar için feminist gruplar, işçiler için sendikalaşma. Ayrımcılığı ve ayrımcılık karşıtlığını kabul etmek için, önce toplumun ayrışmasını öngören sistemin bir parçası olmak gerekiyor.
Tıpkı zehir üreten fabrikaların bacalarına filtre taktırmak gibi. Bunun benzeri HIV virüsüyle mücadelede uygulanıyor. Ne tesadüf : )
Burada spontane konuşuyoruz ama dilerim niyetimiz okurlarca doğru anlaşılır. Ayrımcılık taraftarı ve/veya karşıtlarıyla beraber değiliz. “Ayrımcılık yapan/yapılan” kimselerin de bizim lugatimizde yeri yok. Onları anlamıyoruz. Birbirlerine ettikleri şeyin bir tarifi varsa o tarifin de bizim “kitab”ımızda yeri yok. Onların yerleri kitab’ta açık seçik yazıyor vesselam.
Şu da var, peşin hükümlü olmak, sahih ön yargılar taşımak, bu çok modern olduysa, en açık ifadesiyle iman ediyor olmak bir ayrımcılık kabul ediliyorsa, en büyük ayrımcının müminlerden oluşması lazım. İyiyi kötüden, güzeli çirkinden tefrik etmek! Hepimizin zihinlerinde feraset, hepimize aklı selim dilerim.
İnşallah, arkadaşlar aslında yeni başladık konuşmaya, ama geç kalmayı adet edinmeyelim. Hepimize güzel, güneşli bir haftasonu dilerim.
“Cuma Press: Ayrımcılık” için 0 Yorum yapılmış.
Yorum yapın
Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.