Merhaba arkadaşlar. Haftanın genel gündemini konuşalım istiyorum cumaları. Bu ilki oluyor.
Güzel. İsmi nedir?
Cuma, cemil cümle, cemaat, cem olma, toplanma.. cuma toplantısı?
Cuma zaten toplanmadır.
Hafta boyu konuşulan konular bir şekilde birikiyor, zihnimizin bir köşesinde yorumlar oluşuyor. Bunları bu toplanmalar vesilesiyle açık edelim diyorum.
Öyleyse Cuma Press diyelim. Cuma Baskısı türünden.
Baskı deyince…Mahalle baskısı gibi mi : )
Türban meselesi ile başlayalım.
Türban meselesi, çözülmesi gereken bir mesele değil bence, toparlanması gereken bir mesele.
Yani aslında bir şeyi çözüme kavuşturmak isteyenler sanki o meseleyi ortadan kaldırmaya çalışıyormuş gibi geliyor.
Buna katılıyorum. Türban, -dan kastedilen başını örtmek- hususu üzerine yükümlülük olan bireyin kendi kişisel tarihi içinde hesaplaşması gereken bir mesele olarak hep önünde durur.
Açarsak?
Kıyamete kadar, her kadın başını örtmeklik meselesiyle karşı karşıya. Diğer İslami akideler de aynı şekilde birincil meseleler olarak önümüzde duruyor.
Bence bu bu haftanın gündemini taşıran bir şey. Mesela toplumun çoğunluğu, buna başı örtülü kesimi de dahil, başı örtmenin de başı açmak kadar hür kadının hakkı olduğu görüşünde. Oysa başı örtmenin bizatihi kendisinin “başımı örtüyorum, çünkü özgür kadın başını örter” olduğunu okuyoruz İslam kaynaklarından.
Cariyelerin, köle kadınların, -postmodern geyşalık mı diyelim- başını örtmesi gerekmiyor. Baş örtüsü ayırdedici bir vasıf o zaman.
Aslında öyle. Ama bunu liberal platformlarda tartışmaya açtığınızda kavramlar, argümanlar karışıyor.
Başı açık kadın, yani modern kadının sosyal hayatta olduğu kadar kendi iç dünyasında yaşadığı sıkıntı, içsel baskı da göz ardı edilmemeli bence. Başörtüsü meselesiyle teması hiç bulunmayan kızlar var. Başıörtmenin beyin hücrelerini öldürdüğünü düşünen üniversiteli kızlar var.
Evet önümüzdeki günlerde -yürürlüğe girmesi beklenen yasayla beraber- üniversitelerde bir serbestiyet başlıyor. Pazartesi günü kampüse gidecek var mı içimizde?
Ben gidiyorum. Aslında zaten aç-kapa modunda girmeye alışkın kızların yeni yasaya uyup uymayacaklarından şüpheliyim. Bir doğal otokontrol mekanizması oluşmuş. Ya da nur cemaatinin motivasyonuyla açar halde giren bir kızın yine aynı cemaatin tv kanalının hükümete bugünlerde verdiği desteğin gazıyla başımı da örterim kariyerimi de yaparım rahatlığı taşıyacağını görmek trajik geliyor.
Bir sığlık var yani. Başı açık üniversitelilerin örtünme meselesi hakkında en ufak bilgisi yok. Cumhuriyet gazetesinin laik sığlıklar pompalayan manşetleri yetiyor onlara. Düşünmeye gayret ettikleri yok. Aslında ben bizatihi sol eğilimli öğrencilerin, işte komünistim ben diyen bir öğrencinin “yiğidi vur ama hakkını ver” tavrından çok uzak oluşuna acıyorum. Yani bir komünist, elbette bir İslamcının neden baş örtüsünü savunur halde bulunduğunu hakkıyla kavrayan olmalı. Bunu beklerdim.
Bana kalırsa orda bir imaj var. Üniversite öğreniminde bunu bir sosyalleşme çabası içerisinde eritiyor gençler. Yani adam zaten kitap okuyacak vakti yok. Müzik dinliyor, cep kamerasıyla arkadaşlarını çekiyor, korsan dvdlerden Holywood filmleri izliyor, interneti çatır çatır kullanıyor. Dünya görüşü sorulduğunda, en cool şekilde “komünistim” diyebiliyor. En sevdiği şair Nazım Hikmet : )
Aslında başka bir hafta üniversite eğitimi üzerine konuşabiliriz. Bu hafta böyle bir meclis kararı tartışması vardı. Taraflar gergindi falan filan.
Bir taraf varsa bilmek istiyorum. Ben bir taraf göremiyorum.
Çarpıcı bir iddia atmak istiyorum ortaya ben de. Kendi tespitim. Ben buldum. Pınar beyazın beynini konuşturan Okan Bayülgen gibi hissettim şimdi : )
Nedir?
Başörtüsüne üniversitelerde serbestiyet getiren kararların IMF ile görüşmelerin bir uzantısı olduğu düşüncesindeyim.
Nasıl?
Şöyle ki. Son beş senedir hükümet başarılı bir şekilde dünya sistemine akredite oluyor. Baş örtüsü yasağının kaldırılması formülü daha en başta değil de şimdi uygulamaya konuyor. Bunun adım adım gerçekleşen stand by anlaşmalarının son halkası olduğu kanaati uyandı ben de.
Aslında İslamcı entelektüellerin Türkiye’ye bir İslam rejimi getirme hususunu, haydi diyelim ki davasını rafa kaldırmış olmaları da bununla irtibatlı.
Evet. Bir liberalizasyon atağı var. Ağrısız sancısız. Türkiye’de tıpkı ülkenin geleceğini sosyalizmin belirlediği şartların ortadan kaldırıldığı günler gibi şimdi de ülkenin gelecek ümitlerini İslamın yeşerteceği şartlar da kazınıyor.
Yani başörtüsü serbestisi İslamcıların direncini kıracak bir şey midir?
Hayır öyle algılanması yanlış. Bizatihi “başörtüsü serbestisi” hadidesi liberalizasyonun bir uygulaması.
Öyleyse gerçek İslamcıların -ne demekse- bundan rahatsız olduğunu mu söyleyeceğiz?
Şundan rahatsız olmalarını beklerdim. Yani başını örtmenin ne demek olduğunun farkında olan bir kadının üniversiteye girmenin, akademik kariyer yapmanın ne kadar matah bir şey olduğunu, ortada dönüp duran tartışmaların İslam’ın kıyısından dahi geçmediğini görerek..
görerek rahatsız olması.
Evet.
Sistemin uydusu olma yönünde hükümetin aldığı kararlar hiçbir mecliste tartışılmıyor doğrusu. Bu bakımdan teşekkür ederim.
Yani, ben şunu anlamalıyım o zaman. Dünya sistemi adına yürürlüğe konan ne varsa, bilhassa Türkiye’de bu İslama mugayir olarak ortaya çıkıyor. Öyleyse neden dindar insanlar canhıraş savunuyor AKP’yi?
Aslında bu noktada şu da eklenebilir. AKP’yi ağzı kulaklarına vararak destekleyenler yalnızca orta anadolunun toprak ağası dindarları ya da yeşil plaza sermayedarları değil. İleride kendi haklarının gündeme getirilmesinden dem vuran eşcinseller de AKP’ye oy verdiklerini her platformda ifade ediyorlar.
Bu, daha önce kazanılmamış bir başarı türü: seçmenleri ortak paydada buluşturmak, hangi cepheden olurlarsa olsunlar. Cami cemaati de, sokaktaki travesti de halinden memnun o halde. Her neyse…
Teşekkür ederim, beyler bayanlar. Burada malifullecilerin ağzına bir parmak bal çalmakla yetinelim diyorum. Haftaya sıkı bir Cuma Press yapalım. Gelecek cuma yeni bir gündem maddesini kritize etmek üzere hoşça kalın : )

“Cuma Press Açılış Konusu: Türban” için 0 Yorum yapılmış.
Yorum yapın