salına salına dolaşır sokaklarda o delikanlı
bileğine sarmıştır kravatını liseli ergenler gibi
kızların gözlerine dik dik bakar..yoklar arada bakışlarını
sertliğinden şüphe duymamalarıdır..kaş eğriliğinin
gündüzün sakinliğine caka satar…kaldırımlarıyla Devamını Oku »
Anlamanın kavi tuzağından kaçıp çelişkilerin alev alev serinliğinde soluklanırken,aşina bir soluğun yakama kondurduğu buseden aldım felah muştusunu. la te’huzuHU sinetün vela nevm. Beşiğimi sallasın istedim ama o ak pak eller,hamurumu nasıl yoğurduysa. Yüz buldum ya çehreme dokuduğu nakışın bir ilmeğinden. hem türküler dinledim,dilim dudağım oldu. Hem türkülerde dinlendim. Seherin makam-ı sabadan esen meltemi mi tuttu sol bileğimden yoksa bir tecellinin salatını mı ikame ettik omuz omuza. Sesin emr-i kün olup öperek dirilti toprak kabın kadehini boynundan. Leblerinden taşan cür’a-i rahman ile abdest eyledim. Ayık olmaktan ve dahi serhoşluktan temizlendim. Ey tebessümüyle havz-u kevserin coştuğu,ört beni. Ört beni endamıyla köprüleri konak eyleyen. Beni ört.
” .. Ne uyuklama ne de uyku Onu yakalayabilir .. ”
kur’an-ı mecid’den
Her zaman çok istediğimiz bir şey olmuştur öyle değil mi…?
çoçukken az mı oyuncak istemiştim annemden ve sonrasında babamdan istediğim bisikletler… avucum içine sığabilen sarı renkli ‘vosvos’tan geçince gönlüm, içine sığabileceğim kırmızı kamyonu aldırdım… ve kaldırımın kenarında çıkamadan binemediğim bisikletim…bir hırsıza yar oldu sonra, hakkımı alacağım vakti gelince, pusudayım…
sabahları kahvaltıda çay içebilmekti anneden izin alıp, içine yarım bardak su konulsa bile… yahut açma-kapama düğmesi kopmuş bir kumandayı avuçlarında terletebilmek…karşıdan karşıya annemin elini tutmadan geçmek, okula tek başına gidip gelebilmek, bakkaldan ekmek almak hatta…
çocuksu istekler.. hangi birini saysam.. şimdilerde büyüdük de çok mu büyükleşti isteklerimiz hala çocuksu… Devamını Oku »
Didişip dururken bornozunla,bir elinle terini sil. Elini sil. Yapıştı sanki damağına sert ünsüz. Zararı yok sanıyorsun kömürsüz telaşın. Var,olmaz mı? Yoksa da telaş tutuşturur düşerken avuç içini. Diline götürsen ne yazar. Toprak kana karıştı bir kere. Nefes al. Otur,tutturduğun terennümü işit. Heh şimdi geçiyor bahçeden. Yoksa bahçe mi geçiyor içinden. Bence geçme sen,gir içine. Nasıl adım o öyle. Unuttun değil mi adımı? Yazdığı çizdiği yok baksana sağa sola. Kolkola gidiyorlar bahçeye. Yoksa bahçede mi demeli? Nefes ver. Soğuk değil gördün mü soluğu ölünün? Ölümünde değildir. Yakarış sandındı şakıyışını. Temizliyor değil su hadesi. Alkışlıyor belki. İşittin mi şırıl şırıl. Şişşt sana söylüyorum. Bir de şöyle dene : söndür ışıkları. Nasıl? Islak bir fasıla ıslığınla eşlik ediyorsun bir de. İyi de şenlik oluyor o zaman. Nefes al. Soğuk sokulsada göğsüne,sıcak sıçrasada beline,eline yapış ırmağın. Aka kal bakalım. Durulur mu şimdi? Ayaklarını çırptığını saklamaya çalışma. Akışına tut elini. Nasıl geçiyor zaman değil mi? Nefes ver. İsmi koklamaya çalışma. Üff demeye kiri savrulur necasetin. İsmi ovalama. Savrulur dediysek zail olur demeye getirdik. Geldiğimiz yerdeydik. Su kovalamaz. Su susar. Hades yıkanır bahçeye akar. İsim kokmaz dedik ya. Çıktı sahneye gelin. Sahneden çıkmadı ama. Alkış .. alkış .. alkış
“Kim bunda (şu dünyada) a’ma ise o, Ahiret’te de a’madır… ”
kur’an-ı mecid