Hızlıdır o beklide bir ışık yılı kadar uzak,ışık hızı kadar kopuk olan.Ve bunların ardına gizlenir yaşamlar.Aynanın sırrını alınca cam kalır.Camdan da kumu buluruz,deniz kıyısında .Dört basıyor ama nerede ise parmağım kırılacak…Rüzgarlar esecek ,sen rüzgar oldukça varoluş sebebi olursun kum için.Her kayaya vuruşun gücün her kum tanesi savrukluğun resmi olur,kim bile bilir ki?Dinginde eser bazen denge doğar kum ve rüzgar eksilir, ya da tam tersi!Zamanla ideale varana kadar kalırsın kırık bardaklar gibi…Hem iskelede vapur gelmedikçe mavi biriktirirsin.Maviye dalmak için bilmek yüzmeleri!
Devamını Oku »
Küçüktüm ufaktım içi dolu turşucuktum.İlk bu zamanlar da duydum ‘’sen Delisin’’.Kesinlikle deli olamazdım.Çünkü her mahallenin delisi benim gibi değildi.Deli Hülya çocukları kovalar, taş atar yolda söylenerek yürürdü.Bende söylenerek yürürdüm ama bu sadece ortak noktamız olduğu için deli olduğuma kesin bir fikirle ret ediyordum.Turşucuk olduğum zamanlarda ilk duyduğum söz ergenlik denilen.Beyninin nerede ikametgah ettiğini bilmediğim sadece güdülerim ile hareket ettiğim dönemdi.Artık söylene söylene deli olduğumu kabul ettim.’
’Ben bir deliyim’’ dediğim zaman da’’ sen nasıl delisin?’’ demeye başladılar.’’Deliler deli olduklarını kabul etmezler.’’.Ben de ‘’Akıllı bir deliyim’’ demeye başladım,neyse delisin delisin diye diye iyice delirmiştim.Geçen güne kadardı bunlar.İnsan hayatı bir bakış ile bir söz ile hayatı değişirmiş geçen güne şahitliğimle bana deli denmesini kabul etmiyorum
.
Devamını Oku »
-Allah(c.c.)korkun yok mu?
-Dur dur içimi karartma …
Emirleri iç karartma nedenleri gören bir kavimin can çekişen dünyanın sınav merkezi oluğunu bilmemizden ,kapısında Nur’a kavuşma vaktini beklemekteyiz.Ellerimiz de titremeler, yüreğimize dokunmayan sözler,Dokunulamıyor bizlere.
Devamını Oku »
Sorarım ,sondum,s-on…
bu dünya da eziyetimi kelimeler kadar göreni yoktur herhalde!
Top on listeleri(!)
Bir fincan Türk usulü köz üstünde yapılan kahvenin en acı sohbeti ‘’Ne olacak halimiz’’sorar dururum. Belki bir umut karşımda ki kişi de taşıyordur! Dokunmayan yılanın çıngırağında ki ses ninni gibi gelmekte. Hızlı tüketim sahasında bir anakent şehir için fabrikalar kapanıyor ve alışveriş merkezleri park alanları oluşturuluyor.(Önemli bu çok önemli)Parklarda 2.80 uzanıp yüzümüzü yalayan güneşi hissetmeliyiz. Sonra alışveriş merkezine gider, ruhumuzla beraber tüm yiyeceklerimizi tüketiriz.
Sanıyorum ki sonumuzu buldum?Ülkemin ağır sanayisi olmadığı için,yaşadığımız sınırlar dahilin de ‘’araba üretimin de bir numarayız’’ dedikleri montaj sanayisi(?)tüm benliğimizi kaplamış.Her şeyi birbirine montaj etmekteyiz.Yapış yapış ilişkilerimiz de ‘’Canım’’sözü geçen tüm kelimeler önemli bizim için.Heyecanlarımızı bir çift kapılı buzdolabına saklarsak.Derin dondurucumuz da birkaç beyin unuttursak ne fark eder!Gök gürültülü yaz günlerin de daha inançlarımızı değerlerimizi paylaşılmayınca tüm ulusal benliğimiz,bodrumun bir sahil kasabasında eriyip gitmekte.Her mevsim bir şehrimin güzelliği uçuşurken kim bülbüllerin sesini duyabilir ki? Devamını Oku »
Sevgi-li Günlük
1*1=1 ettiğini düşünürken aklıma çocukluğumuz da kardeşimle oynadığımız oyun geldi. Çocukluğum boyunca kardeşimle aynı yatağı paylaştık. Sadece dünya ve oydu –hala da öyle bakma yüzüme-Uzandığımız yatakta uyumadan oynadığımız bir oyunumuz vardı.’’Kim en son dokundu’’ oyunu. Oyunun kuralı basit uyumadan önce en son kim dokunursa oyunu o kazanacak… Tabi ben tembel hemen uyurdum kardeşimde yatağı paylaştığımız sürece uyumamı bekler, uykuya daldığım anda küçük parmağı ile saçıma dokunurmuş ve fısıltı ile –ben dokundum ben dokundum diyerek rahatça uyurmuş 
Devamını Oku »