Aşk’a Dair (2)

askadair.jpg

Aşk mecnunların mezhebidir. Bilgelerin ise mevzusu hem de mevzisidir.Onlar Aşk ile sarhoş olurlar. Dünyayı hiç ederler.Şaraba ihtiyaç duymazlar.Şarap aşkı bilmeyenlerin içeğidir.

Aralık ayında Karaman’dan İstanbula çıktığım bir yolculuk esnasında, bir şiir kitabının girişine karalamıştım bu cümlecikleri. İç Anadolu Mavi treninin lokantasında onca patırtı gürültü arasında, işitme duyusunu bayıltan tren sesinin insanların yüksek sesle bir şeyler anlatma çabasına karıştığı esnada Aşka dair bir şeyler karalamak öyle sanıyorum ki içimi yakan “aşk”sızlığın neticesidir.

Birkaç öğrencinin, yüzündeki kırışıklarda hala ovaların tozunu taşıyan birkaç köylünün, sağında solunda pirsing denilen metallerden bulunan birkaç kişinin arasında, kendi halinde cigarasının dumanını bir yolculuğa çıkmanın efkarı ile tellendiren benim için o yerde bulunmanın hazzı başkadır. Ne vakit bir yolculuğa çıksam, kendimi dünyayı adım adım gezen bir gezgin gibi görür ve kendime bana ait olmayan pencerelerden bakarım. Yolcuların yüzlerini inceler nasıl giyinmişler, ne yiyorlar, ne içiyorlar, ne konuşuyorlar anlamaya çalışırım. Ne vakit yolculuğa çıksam kendimi filozoflaşan bir örümcek gibi hissederim. Ezilme kaygısını bir kenara bırakıp hicrete niyet eden bir karınca gibi. En nihayetinde yine aynı kitabın bir başka sayfasına karalanmış şu cümle o anki halet-i ruhiyemi anlayatmaya kafidir sanıyorum.

“Bir çok kişi trendeyiz. Gidiyoruz. Giden bir çok kişi kadar inecek bir çok yer var. Önemli olan inilecek yerlerin olması değil, bir çok inilecek yere doğru gidiyor olmamız.”

Aşk için hayatın rehberi ifadesini kullanmaktan her zaman zevk duymuşumdur. Her ne kadar ilk bakışta bu rehberin yazılı kuralları olmasa da aslında bu rehberin de kendine göre bir takım kuralları vardır ve bu kuralları belirlerken bilerek yada bilmeyerek “içinde yaşadığımız toplumun kültürü, dini, yaşam biçimi” etkileyici faktörlerin başında gelir. Ve aslında bizler Aşka ait olmayan diğer yaşam kurallarından söz ederken bir yandan da aşkın yaşam biçimini genişleten, daraltan, sınırlayan yada özgürleştiren kuralları da koyarız. Ama bu kurallar bir zaman sonra bizi, “ben” eksenli yaşantımızdan kaynaklı sanıyorum, her insalıkdışılığı, her kötü ahlakı, aşka yapıştırmamıza neden olan kurallara dönüşüyor. Alkol almanın aşkla ne tür bir ilgisi vardır hiçbir zaman çözümleyememişimdir. Ya da aşktan ölmek diye bir şey var mıdır onu da bilemiyorum.

Bu yüzden aklıma hep iki kısım aşıktan bahsetmek gelir. Aşka inanlar ve Aşkı kabul edenler. Bu ikisi arasında ki fark tıpkı “iman edenler”’in farkı gibidiri. Aşka inanlar; aşkın bütün hayat ilkelerini inandıkları şey uğruna kabul ederler. Çünkü inanan bir insan için “aşkın” inandığı dinden bağımsız olduğu düşünülemez. Dolayısı ile aşk’ta bir inanma eylemi ile “iman “ ile birleştiğine göre aşkında insanın hayatını yücelten rehberlikleri olmalıdır ve vardır. İnanan insanın “aşıklığı” onu hem kendi gözleri ile, hem aşık olduğu kadının gözleri ile, hem de “aşkı” yaratanın ona verdiği basiret ile hayatı görmesini sağlar. İnanan kişinin imanı nasıl ki her vakit namazda yeniden tazelenir inanan insanın aşkı da sevgilisini her gördüğünde onu gösterene şükrederek aşkının şükrünü ifa ederek zenginleşir. Aşk bir nimettir. Ve hepimizin bildiği gibi nimetin şükrü de nimetin cinsindendir. Aşkın şükrünün ifası da muhakkak ki sevgilisi daha çok severek, onun ruhunda huzuru, dilinde sabrı, varlığından devşirdiği ezvaklar ile secdeye daha çok kapanması ile meydana gelir. İnan aşık insan için aşkın özü ile oynamak diye bir şey yoktur. O her şeyi olduğu gibi kabul eden yaşayan hayata dair bütün yanılgılarından ve yenilgilerinden daima kazançlı çıkmayı başarabilen kişidir. Sevdiği kadının kahrından huzuru sağabilen bir aşık için bundan daha büyük bir nimet olabilir mi? Sabrı , kanaati, hoşgörüyü bunca geniş tutan ve aşk ve aşık ilişkisi içerisinde ki canlılığı “bir acı çekme” haline getirmeden onu Allahın yarattığı bütün eşyayı görmek ve hem kendi ruhuna hem sevdiği kadına varmanın bir yolu olarak görmek elbette ki inan aşık için vazgeçilmez bir yoldur. İnan aşık sevgilisi ile arasına herhangi bir perde koymadan iletişim kurar. Yani birbirlerine ulaşmak için çoğunlukla bir aracıya ihtiyaç duymazlar. Onlardan biri diğerinin ne dediğini bilir. Çünkü inan aşık sevdiği kadını tanımlamaya kalkmaz, tanımaya çalışır ki bu aşığın karşısındakinin hayata karşı bütün açıklarını kapatarak daha güçlü yapmasının bir yoludur. Tamamlayıcıdır ve tamamlanmaya muhtaçtır. İnan kadın ve erkek birbirini okur ve birbirini yazar. Bu vahyin ilk emridir ve aşkında olmazsa olmazıdır. Vahiy aşığı dünyanın gereksiz olan her şeyinden elini eteğini çekmesinin de bir yoludur ama bu Allahın insana verdiği helal bütün nimetlerden faydalanmanın da bir yoludur. Bu iki yolu aynı anda kullanabilen aşık ruhunda gereksiz bir hüznü barındırmadan, saf bir kalp ve temiz bir akıl ile Rabbine yüzünü döner. Onun aşktan ve dünyadan alabileceği şeyler hiçbir zaman Yaratıcının insana vahyettiklerinden fazla değildir. Çünkü inan kişinin aşkının kitabı imanıdır.

İkinci kısımda ise aşkı kabul edenler vardır. Aslında bu “kabul edenler” mavzu aşkın bir hayat rehberi olduğunu unutmak ile başlayan kişilerdir. Tıpkı müşrikler gibi “Allah yarattı ve artık dünyada bizim hükmümüz hakim” düşüncesi ile ilahi olan her şeyi makulleştirmek yolu ile tahrif eden kişilerdir. Onların hayatlarında rehberlik eden şey ipten saptan kurtulma doğudan, batıdan gelme, bir düşünceler topluluğudur ve yaptığı her şey için makul bir açıklaması vardır. Onun hayatına hakim olan şey kalbi değil aklıdır. Mantığıdır. Mantık bir çekiç gibidir. Aklın kabulde zorlandığı her şeyi kabul edilebilir hale getirir. Dolayısı ile kabul eden kişinin aşkının belirli bir yönü yoktur. Herhangi bir nefsi arzu, herhangi bir düşüce onun aşkına dahil olabilir. Sabrı, kanaati, hoşgörüsü sadece bir kadının varlığından dolayıdır. Ama hiçbir zaman kadını var edenin varlığından dolayı kadının varlığını düşünmez. Çünkü onun bir kuralı da yoktur. Sadece “ben şunu yapmam şunu yaparım” şeklinde ifadeleri vardır ki bu ifadeleri de kullanabilmek için öncelikle “ben” diyerek başlar sözüne. Bu bir nevi faydalanma üzerine kurulu seküler bir düşünce sistemin duygulandırılmış halidir. Onun hayatında sonsuzluktan bahsetmek koordinat düzleminin varlığı ile ispatlanmış ve zorunluluk haline gelmiştir. Onun aşkını saygısını, zerafetini canlı tutacak diri tutacak kendi aklından başka bir şeyi yoktur. Doğum gününde hediye almak onun için aşkın bir nişanesidir. Ama ona sonsuz bir rahmeti vaat etmek bu dünyada cehennem azabı kadar sıkıntılıdır. Çünkü o oynayabileceği, istediği gibi “bana göre” diyerek kurallandırabileceği, istediği gibi tozu dumana katıp at koşturabileceği bir aşk dünyası peşindedir. Her şey ona göredir. Ama o hangi varlığa hangi dine hangi kitaba göredir bu belirli değildir. Dolayısı ile duygu ve düşüncelerinde sürekli bir kaos tehlikesi vardır. Bütün bunların ana nedeni ise inanma korkusu ve inanmanın getirdiği mecburiyetlerdir.

Bir sonraki yazıda görüşmek ümidi ile

Selam Rahmet Bereket Üzerinize olsun…

Fatih Ö.
21 Şubat 2008

VN:F [1.0.8_357]
Puan: 0.0/5 (0 oy)

Uyumlu yazılar

“Aşk’a Dair (2)” için 0 Yorum yapılmış.


  1. Yorum Yapılmamış

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.




146 sorgu. 0.5850 saniye.

147 sorgu ile 0.586